Las Vegas, Nevada
Las Vegas, çölün ve dağların ortasındaki günah şehri. Tüm ana otellerin bulunduğu tek bir ana cadde, Strip; dünyanın ünlü şehirlerinin kopyaları. Mısır piramitleri şeklinde bir otel, Eyfel Kulesi, Venedik, Yunan esintili bir şeyler, New York New York, Monte Carlo ve düzinelerce başkası.
En çok aklımda kalan, Bellagio otelinin yanındaki şarkı söyleyen çeşmeler oldu. İnanılmaz derecede yüksekler ve her 15 veya 30 dakikada bir değişiyorlar. Suya baktığınızda, gerçekten canlı insanların dansını izliyormuşsunuz gibi geliyor. Tarif edilemez! Dünyanın en iyi şovları burada.
Vegas'a geldiğinizde her şey şaşırtıcı görünüyor: lüks oteller, canlı sokaklar, ucuz restoranlar, palmiye ağaçları, turistler, sıcaklık. Gündüzleri sokaklarda sadece yeni gelenler dolaşıyor. Diğer herkes, dünkü içki alemlerinden sonra akşam saatlerine kadar klimalı rahat odalarında uyuyor ve ancak gece dışarı çıkıyor.
Burada her şey, bir casinoya girmeden ne caddede dümdüz yürüyebileceğiniz ne de karşıdan karşıya geçebileceğiniz şekilde inşa edilmiş. Zaten buradaki bir otel, sadece geceyi geçireceğiniz bir yerden çok daha fazlası.
Burada yıl boyu sıcak hava olduğu için her şey binaların içinde. Giriş katlarında casinolar, restoranlar, kafeler, hediyelik eşya dükkanları, kulüpler, havuzlar, konser salonları, barlar var; üst katlarda ise odalar bulunuyor.
Kısacası, Strip'i kuzeyden güneye yürüdüğünüzde, planlamamış olsanız bile şehrin neredeyse tüm ünlü casino ve otellerine girmiş oluyorsunuz :)
Burada ucuz konaklama bulmak çok kolay. Los Angeles'ta geceliğine 100 dolar, San Francisco'da ise daha da fazlasını ödediğimiz bir odayı Vegas'ta 30 dolara kiraladık. Barlardaki fiyatlar Manhattan'dan çok daha düşük. Kısacası her şey, turistin memnun, tok ve sarhoş olması ve tüm parasını casinoda bırakması için yapılmış. "Vegas'tan ayrılırken kimsenin cebinde 10 dolardan fazla para kalmamalı" bu şehrin mottosu: What happens in Vegas, stays in Vegas!!!
Doğrusunu söylemek gerekirse, tüm bunlardan oldukça çabuk yoruluyorsunuz. Sabaha karşı turistler uyumaya gidiyor ve oyun makinelerinin başında sadece yalnız, yaşlı teyzeler oturuyor. Her gün aynı şey; para emen bu cehennem makinesi ne hafta içi ne de tatil günlerinde çalışmayı bırakıyor. Barlarda 70'lerin tarzında jöleli saçlı gruplar çalıyor, sokaklarda ise Elvis Presley'ler dolaşıyor.
24 saatlik formatta bir "Bugün Aslında Dündü" (Groundhog Day) döngüsü.
Burada gerçek bir hayat yok.
Burası sahte bir şehir, bir efsane, bir serap; yenilmesi imkansız bir makinenin fokurdayan melodisi.
Burada park yok, yerel halkı görmüyorsunuz, birkaç günden fazla yapacak bir şey yok.
Bu, Las Vegas'ta Korku ve Nefret.
Ama akşam başlıyor ve siz tekrar bara gidiyorsunuz, bu şehirde bugün ne kadar eğlendiğinizi düşünüyorsunuz.
Burası Sin City, kaçmaya çalış bakalım.

