Geçen gün çok komik bir TV haberi gördüm. Bir kutunun içinde oturan bir hamster – tüylü bir yumak, yanaklarını doldurmuş (muhtemelen fındıkla :)) ve aşağı yukarı şöyle düşünüyor: "Acaba duvarın üzerinden atlasam mı? Belki ORADA bambaşka bir dünya vardır. Ve benim gibi hamsterlar, iyi ve sevimli! Birlikte şarkılar söyleriz!"
Ve "atlamaya" hazırlanıyor; tırmanıyor, patilerini uzatıyor – gülmekten kırılırsınız :)! Düşüyor. "Ya o hamsterlar hiç de iyi değilse? Beni bir güzel döverler, aklım başımdan gider! En iyisi evde oturayım, burada fındıklarım da var, hem ayrıca..." Ve hamster kutusunda oturmaya devam etti.
Ee, ne diyordum?.. Ah, evet! Hepimiz değişimden korkarız. Bir adım atmadan önce insan kafasında bir sürü soru döndürür: "Değer mi? Orada ne yapacağım? Ya bir şeyler ters giderse?". Bu korku elbette anlaşılabilir. Ancak ne sıklıkla, sırf bilinmezlik korkusu yüzünden mutlu olma şansımızı kaçırıyoruz – çünkü nerede seni beklediğini asla bilemezsin.
Ben mesela, Amerika'ya bağımsız bir seyahat gibi bir maceraya atıldığım için çok mutluyum. Rusya'ya dönerken yanımda bir sürü olumlu, parlak izlenim getirdim (bir de iki bavul dolusu kıyafet :)). İş bulamamaktan korkanlara şunu söyleyebilirim ki, tüm bu korkular TEMELSİZDİR. İstek olsun yeter, derler ya. Genel olarak, Amerikan hayatımdan hatırladığım en muhteşem duygu, mutlak özgürlük hissi ve kendi başına olduğunun bilincinden gelen o özgüvendir! Her şey senin ellerinde – parayı SEN kazanıyorsun (ne kadar kazanacağın da sana kalmış), SEN harcıyorsun. Ne derlerse desinler, bu bir deneyim ve özellikle henüz kanatlanmamış, ailesinden ayrı yaşamaya yeni başlayanlar için hiç de faydasız olmayan bir deneyim. Yani arkadaşlar, bir gün gelecek yuvadan uçma ve kanatlarınızı açma zamanı! Ve böyle bir seyahat sizin ilk adımınız olabilir! O yüzden cesur olun, ufkun ötesine bakmaktan korkmayın – orada çok ilginç şeyler var, bunu artık kesin olarak biliyorum!

