İnanılmaz! İ-na-nıl-maz! Vizemi aldım. O kadar çok ret vermiş olan huysuz, kızıl saçlı bir konsolos denk geldi ki, aslında hiç umudum yoktu. Dilim, beklendiği gibi tutuldu, korkudan sorulara verdiğim cevapları zar zor fısıldayabildim. Diyaloğu aktarıyorum: Ben: Hello! O: Hi! Where will u go this summer? Ben: Montana. St. Mary lakes. O: What do u study? (bunu nasıl anlamalıyım, 'what do u study'? Dersleri saymaya mı başlamalıyım? Yoksa fakülteyi mi soruyor?) Ben: Moscow State Pedagogical University, philological faculty, my major is journalism. O: How did u find this job? Ben: I found it on the Internet. O: Tam olarak nasıl sorduğunu hatırlamıyorum ama şuna benzer bir şeydi: «Bunu tek başına mı aradın?» Ben: No, with my friend. O: Does she go with u? Ben: Yes. Sonra bir şeyler mırıldandı, DS-2019'u pasaportun içine koydu ve gişeden bana uzattı. Bittim, reddedildim diye düşündüm. Gözlerim fal taşı gibi açılmış ona bakıyorum. O ise «Oh, sorry, sorry» dedi ve pasaportu geri çekti. Püfff! Mutluluğumun sınırı yok.
