Philadelphia'dan ayrıldıktan sonra New York'a, 42. caddedeki Port Authority'ye gittik. Gece saat 3'te oradaydık. New York'un 42. caddesi, Broadway ile birlikte en ünlü caddelerden biridir. New York'ta bir günden fazla kalanlar, orada Times Meydanı'nın olduğunu bilirler. New York turistler için bir şehirdir. Büfeler, restoranlar, oteller ve hostellerle doludur. Manhattan'ın Chinatown bölgesindeki bir Çin otelinde önceden yer ayırttık. Demi Moore ile sırlarımı paylaşmadım tabii ki ama yine de orası Manhattan'dı. Otelimizin konumu çok rahattı, bütün gece hiçbir şeyden korkmadan dolaşabilirdik. Brooklyn Köprüsü'nü gerçekten birkaç kez geçtik, gidip geldik, New York Üniversitesi'nden kızlarla Çin fenerleri uçurduk. New York'ta bir hafta kaldık, bu yüzden Manhattan'daki hemen hemen her yerde bulunduk, Harlem'e tabii ki gitmedik, Bronx'a veya Brighton Beach'e de gitmediğimiz gibi. Bir keresinde feribotla Staten Island'a (sakin, rahat bir yer) gittik. Özgürlük Heykeli'ne çıkmadık çünkü bir şeyleri gelecek yıla bırakmaya karar verdik, ayrıca ben tacına çıkmak istiyordum (orası için biletleri bir ay önceden almak gerekiyor). Metropolitan Müzesi'ne girdik ama Madame Tussauds müzesine gidemedik. Yazık oldu tabii ama ikinci bir şansa inanıyorum. Chinatown'da bu arada yemekler çok güzel)) lafı gelmişken, Brooklyn'de ise Rus dükkanları bulabilirsiniz, oradaki ürünler pahalı değil ve tabii ki Manhattan'ın merkezindeki Ukrayna mutfağı restoranı da insanı kendine çekiyor. Dürüst olmak gerekirse, sadece tek bir yer için New York'a tekrar tekrar dönerdim, o da Central Park. Burası, içinde oyun alanı, futbol sahası, kayalıklar ve parkın merkezinde bir göl bulunan, şaşırtıcı manzaraya sahip devasa boyutlarda bir park. Orada girişte oturan arpçıdan parkın diğer ucundaki sihirbaza kadar farklı, inanılmaz yetenekli insanlarla karşılaşabilirsiniz. Park, Manhattan'ın tüm bölümlerini birbirine bağlar. 3 gün boyunca sadece içinde dolaştık. Bu yer, sadece kendine has güzellikleriyle ayrı bir dünya, ayrı bir ada gibi. Parkın güney tarafından Plaza Otel'e çıkabilirsiniz, hani şu «Evde Tek Başına 2» filminin çekildiği otel. New York, özünde, televizyonda sıkça gördüğünüz tüm o yerlerin bir dizisidir, ister «Örümcek Adam» olsun ister «Gossip Girl» dizisi. Little Italy sokağı «Baba» üçlemesini anımsatıyor. Chuck Bass'in entrikalarını çevirdiği tüm yerleri gezdim, «Empire» dahil. Apple şirketinin şeffaf küpü havalı görünüyor)
Amerika'yı ilk ziyaretim hakkında çok uzun bir hikaye oldu. Gitmeyi düşünen herkese sadece tavsiye etmiyorum, tüm gücümle bağırıyorum: «EVET, GİDİN». Hayalini kurabileceğimiz, televizyon ekranlarımızda gördüğümüz o Ülkeyi görmeniz için eşsiz bir şans, bunun bir parçası olabilirsiniz, önemli olan doğru adımı atmak. Sizden tek ricam hiçbir şeyden korkmayın, ABD de, yolculuğun kendisi de hiç tehlikeli veya korkutucu değil, sadece istemeniz yeterli. Deneyin. İmkansız diye bir şey yoktur, herkesin şansı ve seçenekleri vardır. Yalnız gitmekten korkmayın, orada hem yaşayabileceğiniz hem de birlikte seyahat edebileceğiniz arkadaşlar bulacaksınız. İyi şanslar. Ve yolculuk hakkında anlatma fırsatı verdikleri için organizatörlere teşekkürler. Gelecek yıl hakkında mutlaka yazacağım) Bu sefer San Francisco, Chicago ve Detroit'i planlıyorum. Tüm Eminem hayranlarına selamlar, gelecek yaz konserinde görüşürüz. Dünyayı, insanları ve tabii ki IEC'yi seviyorum...
... hayaller bir gün gerçekleşir, sadece istemek yeterli...

