Amerika'da seyahat ederken, başta her yerde karşılaştığınız Rusların sayısına şaşırıyorsunuz. Sanki tüm ülkeye eşit şekilde dağılmışlar ya da Rus hükümeti, sen düzgün davranasın ve büyük ve güçlü ana vatan Rusya'yı utandırmayasın diye seni, canım, gözetlemeye karar vermiş gibi.
Dünyanın ucunda, Amerikan kadın hokeyinin doğum yeri, buz üzerindeki mucizenin şehri (Tanrım, bu mucizeleriyle bizi ne kadar bıktırdılar) – diğer adıyla Lake Placid (gerçi yerel halk inatla Plaaacid diyor). Kaderin garip bir cilvesiyle son 50 yılda iki kez Kış Olimpiyatları'na ev sahipliği yapmış, üç bin nüfuslu küçük bir kasaba (yani bir köy) hayal edin: 1932 ve 1980 yılları. Sanki o zamandan beri burada başka hiçbir şey olmamış gibi. Asla. Hiçbir şey.
Şehre varıyoruz ve bize sorulan ilk şey nereden geldiğimiz oluyor. Çünkü biz, büyük ve güçlü Rus diline hakim olamayan Moskova banliyölerindeki Taciklere, seçkin Rus öğrenci temsilcilerinden daha çok benziyoruz. Tabii ki göğsümüzü gere gere Rus olduğumuzu, vatanseverlik ve ülkemizle gurur duyduğumuzu söylüyoruz. Uuuuh! Ve bize verilen cevap: Ah, siz Rus'sunuz demek... 80 yılında sizi hokeyde nasıl yendiğimizi hatırlıyor musunuz? Hı? Biz çok iyiyiz, değil mi? Ve lütfen, bu unutulmaz olaydan sadece on yıl sonra doğmuşsak, bunu nasıl hatırlayabiliriz ki? Hı?

